1. Hangi müziğe karşı çok uzaklaştım diye düşününce aklıma hep rock’n roll grupları geliyor. Artık elektronik müzik duyamadığım müziğe pek ilgi göstermiyorum, elektronik yoksa da etnik, folk tınılar arıyorum en kötü… ama salt gitar, davul grupları ilgimi çekmiyor; garage rock, punk, blues, rock’n roll diye giden tarzlarla cidden pek alakam olamıyor, sevemiyorum. The Black Keys istisna işte, bir blues ikilisine neden bu kadar çok çarpıldım bilmiyorum, sanırım müziklerinden ziyade onları çok romantik bulduğumdandır bu. Tarzın yansıttığı tiplerle alakaları yok; uyuşturucu bağımlısı, grupie sevdalısı, serseri vs… olmaları yadırganmaz, yadırganmamasını geçtim makul karşılanıcak bir tarzın peşinden gitmelerine rağmen, gayet memur tipli, sakin ve temiz yüzlü insanlar. Sanırım en çok bu yüzden sevdim onları.

    11 yılı ve 7 albümü -ya da 11 yılda 7 albümü- geride bırakan Dan ve Patrick ikilisi için bir şeyler yazmak istiyordum zaten, bu klip bahane oldu. Dan ve Patrick ikiz şişme bebekleriyle saçma sapan pozlar kesiyorlar, vallahi hiçbir sikim anlamadım klipten. Allah’tan şarkı şahane.

     

  2. Yükledim yükledim. Ayrıca bi ‘la’ diyerek Ankara’lı olunmuyor Behzat Efendi.

    Neyse bu ay da az denebilecek kadar müzik eklemişik, 13 tane çıktı, yine de bir albüm işte. Video olarak eklediğim şarkıların bazılarına mp3 olarak sahip değilim, o nedenle 13 zaten, onlarla birlikte olsa 15-16 olurdu, neyse artık. 

    4 şarkı dışında şarkılar hep 2012 şarkıları olmuş, yeniler. Zaten arşivlik olsun deyu yüklüyorum bunları, yoksa streampadten dinlenebiliyor, hatta ben bile winamp açmayıp blogdan dinliyorum genelde.

    Mayıs şarkıları hepinize afiyet olsun.

     


  3. [Flash 9 is required to listen to audio.]

    plays: 64,933

    Çerezlik - eğlencelik müziğin hasını yapanlardan Amerikalı Passion Pit’in bu yaz yeni albümü Gossamer geliyii; albümden çıkan ilk single Take a Walk’ın, daha destur ne ara dinlediniz de remikslediniz be abicim denecek bir hızda şokella bir remiksini yapmış Peking Duk. Afiyet olsun.

     


  4. [Flash 9 is required to listen to audio.]

    plays: 63

    Yukarıda Allah var deyip, kötülüğün olmayacağını savunmak; başında müdür varken pislik yapmayan öğrencinin durumuyla aynı şeyi söylemiş olur. Nasıl müdür ortadan kaybolduğunda, içindeki pisliği dışarı çıkaracaksa o öğrenci, Allah’ın varlığını bir an olsun unutan bir insan da canavarlığın daniskasını yapabilir.

    Mevzu insanları Allah’la korkutmak olmamalı, çünkü biliyorsunuz ki başlarında müdür olmasa dahi, gayet uslu, sakin, zeki, temiz ve iyi kalpli insanlar var olabiliyor…

    Bu şarkı da o insanlara gelsin, Rosie and Me; Güney Brezilya’dan kadın vokalli bir indie folk grubu, 2012 çıkışlı albümleri var elimizde Arrow Of My Ways adında. Yeni bir şey sunmuyor lakin, kendini çabuk sevdiriyor. Folkun doğasında bu var zaten, kendini sevdirmek.

     


  5. Bugün sevdiceğim Erva, ‘Ben sana cd koleksiyonumu göstermiş miydim?’ dedi. Hahaha şaka maka cidden dedi yani, buna benzer bir şey. Sonra içerden bir cd çantası getirdi, rahat 50 cd vardır içinde… 100 yıl öncesinin insanı da, 120 yıl öncesinde olanlar için nostaljik anlatılar bulabiliyordur eminim. 50 yıl önce de o zaman ne televizyon vardı, ne telefon diyordu ya insanlar. 20 yıl öncesinin walkman ve kaseti kalemle sarma hikayeleri, sonrasında discman ve cd doldurtma hadiseleri diye gidiyor… Geçenlerde bizzat ben Facebook’tan önce siz bilmezsiniz Yonja vardı nostaljisi bile yaptım. Yani gelen ve giden hep olacak, birbirini aratmasından ziyade, arkaya bakınca görecek bir şeyler illaki oluyor demek istiyorum.

    Neyse ne diyorduk, cd koleksiyonu… Yani anlatacağım bu hikaye, discman ve cd doldurtma zamanlarına tekabül ediyor. 2000-2004 dönemini kapsıyordur cddeki şarkıları da düşününce.

    Orjinal cdler bölümünü geçiyorum, çünkü benim hoşuma giden kısmı internet kafelerden ya da cd writerı olan özel insanlardan rica koşuluyla doldurtulan cdler hadisesi.

    Mesela bir cdyi koyduk dvd playera, ilk şarkı Hotel California çıktı. İkinci Boat On The River, üç Aerosmith, dört Guns’n Rosses, beş Roxette, altı The Police diye gidiyordu. Şarkıların bellekteki yeri o kadar sabit ki, daha üçüncü saniyesinde ‘Rokseeeetttt….’ dedik hep bir ağızdan ya da o gitar sesini duyduğumuz anda davullar daha girmeden bile ‘Gıranberiyısssss…’ diyebiliyorduk.

    Sonra cdler birbirini kovaladı, en yakın arkadaşların birbirleri için doldurttuğu cdler ortaya çıktı, dinledikçi ‘yaaaa bu kimdii yaaaa?’ soruları, ‘yaaa bunu nasıl dinlemişim yaaa…’ utanmaları, sürekli bir şeyi hatırlatan şarkıların hatıraları birbirini kovaladı… Bu şarkıyı o kadar çok dinliyordum ki annem sürekli yeter be yeter diyordu… Bu şarkıyı o kadar yüksek sesle dinliyordum ki annem çıldırıyordu… Bu şarkının klibini ezbere biliyordum… Bu şarkı çıktığı zaman liseye yeni geçmiştim… Bu şarkı çıktığında o yaz bu şarkıdan başkasını dinlemedim… Bu şarkıyı bana şu arkadaşım dinletmişti… Bu şarkıyı bütün arkadaşlarıma ilk ben dinletmiştim… diye her şarkının mutlaka bir hikayesi bulunuyordu.

    Sonunda ergenlik, ilk gençlik dönemini en harika anlatan cdye denk geldik. Efsaneymiş yani, cd playlistini aynen yazarak yazıyı bitiriyorum, açın dinleyin, hepsi birbirinden çılgın, hepsi birbirinden pop, 2001-2002-2003-2004 hatta 2005 yazlarında havuz başlarında, gece kulüplerinde çalan, ‘2001 summer’, ‘2002 yabancı karışık’ isimli doldurtma cdlerin olmazsa olmaz parçaları…

    1- Truth Hurst - Addictive -Adını ben de hatırlayamadım bunun, ama dinleyince hatırlayacaksınız, hem de ne hatırlamak.-

    2- Madonna - Die Another Day

    3- Nelly - Hot in Herre

    4- Shaggy - Hey Sexy Lady (Bu da psikolojik ve sosyolojik bir hadisedir.)

    5- Christina Aguilera - Dirty

    6- Craig David - What’s Your Flava

    7- Nelly ft. Kelly - Dilemma (Bu zaten yoksa, o dönem mağarada yaşıyorsun demektir.)

    8- Justin Timberlake - Like I Love You

    9- Britney Spears - Boys

    10- Avril Lavigne - Complicated (Bu karı hala 17 yaşında amk… Amerikanın Ajda’sı olcak.)

    11- Tatu - All The Thing She Said (Bu da vardı diğ mi ya…)

    12- Panjabi Mc - Mundian To Bach Ke (Güleyrum oğluna katula katulaaa)

    13- Jennifer Lopez - Jenny From The Block (Amstıl amstıl jenni fır lope)

    14- Jay-Z ft. Beyonce - Bonnie and Clyde

    15- Pink - Family Portrait

    16- Missy Elliot - Get Your Freak On (Gara gara minnade gere gere odotte salago salago)

    17- Speedy - Sentello (Adını yeminle daha yeni ararken öğrendim, yoksa bu sadece Sentello yani.)

     


  6. Öncelikle Balkony.Tv sevdiğim bir proje değil, konsept çok sınırlı ve özel bir tadı yok, olmuyor. Ama çeşitlilik açısından da dünyada örneği yok, müthiş bir arşiv müzik açısından. Türkiye ayağının olması, elbette olmamasından iyidir. Gönül isterdi ki Blogotheque, SoulKitchen, Madmoizelle tarzı oluşumların versiyonları da olagelsin, ya da gelmesin; ben yapmak istiyorum çünkü bunu. Hayırlısı.

    The Away Days, indie işini kavramış yeni ve -olabilir aslında- bir grup. Takıldığım tek nokta var, solistin odunluğu. Bu halde shoegaze bile yapılmaz la bu ne, 5-0 olmuş maçtaki, yenilen takımın boş boş bekleyip, oyuna küsmüş santraforu gibi. Az enerji, indiecilerin yaşama sevinci olur ya.

     


  7. [Flash 9 is required to listen to audio.]

    plays: 291

    Tanlines, indie takılan, deneysel ritimler kullanan Amerikalı elektronik - synthpop ikilisi. Ve bu da onların 80leri çağrıştıran şarkısı Real Life.

     


  8. [Flash 9 is required to listen to audio.]

    plays: 141,797

    Açıkçası bugüne kadar iyi bir The Walkmen dinleyicisi olduğumu söyleyemem. Sadece Lisbon albümünü dinlemiş biriyim ve o albümle de favori grubum olamamışlardı; şarkılarının lo-fiyi hatırlatması hoşuma gitmişti o kadar, hele gürültülü şarkılarından dolayı sevmedim bile diyebilirim.

    Lakin 29 Mayıs’ta çıkacak olan Heaven albümünü çok seveceğime emin gibiyim. Albümün içinden şu ana kadar dinlediğim 4 şarkıyı da -Heaven, Heartbreaker, We Can’t Be Beat, The House You Made- çok sevdim. Hatta aralarında en hafif kalanı, albümle aynı isimi Heaven olmuş. We Can’t Be Beat içinse söylenecek hiçbir şey yok, mükemmel! Akustik bir gitar, samimi, lo-fi çağrışımlı bir kayıt, arkadan gelen vokallerin eşliğiyle Fleet Foxes çağrışımı da var biraz. Çok iyi çok. Bu kadar övdükten sonra başka bir şarkı paylaşamazdım, huzurlarınızda We Can’t Be Beat.

    Not: Albümün tamamı Youtube’a filan düşmüş bu arada. Ben albüm olarak indirip, dinlemeyi sevdiğimden bakmıyorum pek. Bekliğcem ama, isteyen bulabilir gayet.

     


  9. [Flash 9 is required to listen to audio.]

    plays: 44,040

    How To Dress Well -en ilginç sahne ismi adaylarından-, Amerikalı Tom Krell’in müzik projesi. Elektronik, deneysel, shoegaze, dreampop tatlarını alabilirsiniz müziğinden. 2010’da çıkan Love Remains diye süpersonik bir albümü var, çok iyi bir ilk albüm yapmış hakkaten. The Weeknd, James Blake tadı da alıyorum ben valla müziğinden. Hele şu an eklediğim geçen hafta çıkan Ocean Floor For Everything şarkısıyla daha fazla andım James Blake’i. Ve bittim şarkıya.

     


  10. [Flash 9 is required to listen to audio.]

    plays: 66

    Foals, tarzı şahsına münhasır gruplardan; ilk de değil, bununla birlikte de dördüncü parçası olucak bu blogda paylaştığım.

    İlk albümleri Antidotes, 2008 çıkışlı, indie rock üzerine dance, punk baharatlı hafif teenage, gürültüsü bol bir albümdü. 2010’da çıkan ikinci albüm, Total Live Forever’da sakinleştiler, olgunlaştılar, teenagerlık gitti, daha işitilebilir bir hal aldı müzikleri… Ve ben şimdi köpek gibi 3. albümlerini bekliyorum. Daha fazla bekletme şansları da kalmadı 2 yıl oldu zira. Henüz öyle bir haberden bihaberim, ama tahminim sonbaharda bir single patlar, peşinden albüm gelmeli. Sabrımız taşıyor Yannis!!!

    Bu şarkı Antidotes’tan, Two Steps Twice