1. Müzikte Boğulun -3

    selam aydostlar, geçen hafta ne fark ettim biliyor musunuz? ben meğer dibe vurmuşum, ciddiyim; tesadüf bu ya, benim dibe vuruşumun başlangıcı da herhangi bir bağı bulunmasa da (gezi’yle) tarih olarak 1 haziran’a denk geliyormuş. (buna dibe vuruşumun hesabını kendime verirken fark ettim.) bu hesabı kendime verebildikten sonra, (öyle sanıyorum) kendimi daha özgür, her şeye yapabilmeye muktedir hissetmeye başladım; ama 1 senedir kronikleşen mide bulantılarım hala geçmedi, ara ara yoklamaya devam ediyor. güçlü biri olduğum iddiası uğruna, bunu kabul etmeyi 1 sene ertelemiş olmam benim kaybım, belki hala da kaybediyor olabilirim. (öyle sanmıyorum) hayatımda verdiğim hiçbir doğru kararı uygulama başarısı göstermeden ve hayatımda varmadığım bütün yanlış kararların içinde bulunduğum bu geçmiş yıllar sonrasında, bir motivasyona sahip miyim? (bilmem.) yaşamaya devam ediyorum işte. müzik dinliyorum, knut hamsun’un  pan’ını da tekrar okumaya başladım, lisede en sevdiğim yazarlardan biriydi hamsun, pan’ı eskisinden daha çok sevdim, kendimi de eskisinden daha çok sevebilir miyim? peki ya onu eskisinden daha az sevsem benim için daha iyi olmaz mı? (saçmalıyorum.)

    bu ara little comets’in yeni şarkısı ‘salt’a sardım; şirin bir indie  triosu.

    deep house ve minimal janları, elektronik müzik deyince en çok keyif aldığım türler oluyor. ufak bir ritm beni alıyor ve bitene kadar da bırakmıyor. o sakin sakin sallangaç hallerimi çok seviyorum. pretty pink’i de çok seviyorum.

    suicidesheep bir derya her zaman da söylemişimdir zaten bunu, bu ekibi takip ettiğimden beri her gün yeni bir müzik ve müzisyenle tanışıyorum. bu da bu haftaki piyango…

    mahmut orhan’a tesadüfen denk geldim, denk gelmenin evvelinde de hiçbir yerde ismine şahit olmamıştım. ama 21 yaşında, bursa’dan ehil olmaya yakın bir house dj’inin çıkmış olması ve bundan haberimin olmaması sonucunda da kızdım kendime.

    leo stannard’ı blogu takip edenler tanır, 16 yaşında orijinal bir ses ve gitar çalış tekniğiyle sevdirmişti kendini; ilk ep’sini yayınlıyor yakında leo ve eliza isimli hoş bir parça paylaşmış bile. evladım gibi seviyorum vallahi.

    oliver koletzki ile müzik konusunda ruh ikizi olabileceğimi düşünüyorum, onun yapmak isteyip başardıklarıyla, benim dinlemek isteyip ulaştıklarım; birbirimizle kesişmemize neden oluyor. bayılıyorum…

     
  2. 03:11 11th Jun 2014

    Notes: 1

    Tags: disclosure

    Plays: 465

    dün yazınca epeydir settle’a kulak vermediğimi fark ettim ve müzikçalara ekledim albümü, akşamdan beri döndürüp duruyorum. çok çok iyiler şerefsizler ya…

     
  3. 00:22 10th Jun 2014

    Notes: 16

    Tags: lykke li

    Plays: 443

    geçen sene yaz sezonuna girerken, daft punk ve disclosure’un albümleriyle daha dans bir türün tahakkümü vardı. şimdiyse lykke li ve sharon van etten’in albümleriyle ağlak bir modda takılmak zorunda kaldım. üstelik bunu değiştirecek bir albüme de denk gelmedim henüz, çıkmış ve çıkacak albümlere bakınca… damon albarn,  hamilton leithauser, first aid kit, coldplay, s. carey, passenger… resmen kahır bir yaz (gülücük) tune-yards’ın çılgın müziği ve röyksopp & robyn işbirliği neyseki biraz rahatlamaya izin veriyor…

    bununla birlikte bu çok mu önemli? değil tabi, güzel olduktan sonra hangi duyguya gark olduğumuzun ne önemi var ki müzik konusunda. bu nedenle bizi hüzünlü kadın vokaline boğdukları için lykke li’ye de, sharon van etten’e de, first aid kit’e de kızamıyorum, hatta teşekkür ediyorum güzel şeyler duymamızı sağladıkları için.

     
  4. sbtrkt, yeni bir şarkı paylaşmış ve vokalde yine sampha var. bu ikili, karpuz / peynir kıvamına geldiler artık.

     
  5. 01:38

    Notes: 3

    Tags: hamilton leithauser

    Plays: 163

    hamilton leithauser, pek bir şey ifade etmiyordur esasen çoğunluk için ama the walkmen’in solisti deyince ya da sadece sesini duyunca bile, o aşinalık hissedilir eminim. sesinin hastası olduğum hamilton’ın solo albüm yapmasına bu nedenle epey sevindim, albümün zayıf ve sıradan olması bile bunu değiştirmedi. burada paylaşmak istediğim parça bless your heart’tı aslında, albümün en güzeli, en kendine bağlayan beş dakikasıydı bless your heart; ama 10mb’ın üstündeki boyutu yüzünden, albümün hareketli, eğlenceli ve kısa parçası alexandra’ya nasip oldu paylaşım. 

     
  6. Müzikte Boğulun -3

    yaz dönemi blogla pek ilgilenemeyeceğimi, en son paylaştığım pileylistte belirtmiştim, beklediğim gibi de oldu; ilgilenemiyorum. ama fırsatını bulduğum bu anlarda da, aklımda kalan, kulağıma takılan, gözümde duran şeyleri de paylaşmak istiyorum…

    klangkarussell’i bir duo olarak biliyordum ben. lakin bbc için yaptıkları bu videoda epey kalabalık takılmışlar ve harika da olmuş. hele o bilindik afrikan melodinin müziğe dahil edilmesi enfess…

    drum&bass, vokal üzerine aynı ritmin yavaş yavaş yükselerek tekrar etmesi ve patlaması olarak basit şekilde tanımlanabiliyor olduğu gibi, dans ettirme konusunda diğer janrlara kolaylıkla kafa atabilen bir tür. yani en azından netsky bu işi çok iyi kotarıyor. beth ditto’yu da özlemişim, güzel oldu bu…

    mac miller, burada hayranlığımı çok kere dile getirdiğim odd future çetesinin çekirdeğinde yetişen bir rapçi. ve çetenin her elemaı gibi çok çalışkan. faces isimli yeni bir albüm paylaşmıştı geçenlerde; orjinal beatler, ana akımdan uzak samplelar, rap/hiphop janrıyla sınırlı tutulamayacak on numara bir albüm. angel dust ise şimdilik en çok dinlediğim parçası oldu…

    röyksopp ve robyn’in bu yaz turne işbirliği için yaptıkları ufak albümden, do it again’i burada paylaşmıştım; sayit ve monument de albümün içindeki güzelliklerden. seneye de röyksopp, the knife’ın karin’iyle böyle bir iş birliği yapar da keyfimiz gene şenlenir diye umuyorum.